İş gördüğü atların, sabana koştuğu öküzlerin, Sütünü sağdığı koyunların otunu, yemini, suyunu vermeyi unutmaz en iyi bakımı uygularmış; Hayvanları hiç incitmez kışın ahırda rahat etsinler diye altlarına yumuşak samanlar serer, tımarlarını tamamlar, yere yattıklarında yanlarını acıtıp acıtmadığını denetler önce kendisi yatar bakarmış. Onları gözü gibi korurmuş… Bu tutumundan ötürü ağası da kendisinden çok hoşnutmuş.
O yıl yağışlar bol olmuş, toprak verime kavuşmuş, tarlalar tahıla durmuş. Harman zamanı ambar buğdayla dolmuş, Bahçeler, bostanlar meyveye durmuş. Koyunlar çift çift kuzulamış. Bu verim ve bolluk ağanın yüzünü güldürmüş. Sonuçta Munzur´un ağası hacca gitmeye karar vermiş. Yola çıkmadan önce de Munzur´u çağırtmış:
Bak oğul, yaşım erişti. Allah da verdi vereceğini. Hacca gitmek kaçınılmaz oldu artık. Evi barkı, malı mülkü, çoluk çocuğu sana emanet edip gideceğim. Sana güvenim tam, gözümü arkada bırakma, hızmetinde kusur etme. Beni mahçup etme, diyerek hanımına gidip helallık dilemiş…
Hatun ayrılık bir çeşit ölüm, gidip dönmemek de var. Hakkını helal et. Munzur´un kadir kıymetini bilesiniz, üzmeyesiniz, herkesten hellalık diliyerek Allaha emanet olun deyip yola düşmüş…
O zamanlar hızlı taşıtlar yokmuş, hac yolculuğu aylar sürermiş. Derken ilden ile geçip varmış kutsal topraklara.
Aradan günler geçmiş, ağa hacda iken, ağanın hanımı Munzur´u çağırıp bak oğul taze helva pişirdim, kulakları çınlasın ağan bu helvayı çok severdi, onu hatırladım ve onun için yaptım, senin payını da ayırdım diyerek sahana helva doldurup Munzur´a verirken derinden bir iç çekmiş ve ah ah ah keşke şimdi ağan da burda olaydı, demiş.
Bu erinmeye dayanamayan iyi kalpli Munzur: Hatun Ana, siz o helvadan ağamın payını sahana koyun. Varıp vereyim, demiş. Hatun Ana öneriyi Munzur´un saflığına saymış: Canı çekmiştir, verdiğim helva az geldi herhal. İstemeye yüzü tutmayınca da bu yolu seçti. ´Vermesem gönüllenir´ düşüncesiyle kalan helvayı sahana koyarak eline tutuşturmuş. Madem istiyorsun al götür´ demiş.
Munzur kabı kaptığı gibi gözden yitivermiş. Helvanın daha dumanı üstündeyken dua etmekte olan ağasına yetiştirmiş. Helva kabını yanına koyup rahatsız etmeden tekrar gözden kaybolmuş. Ağa Munzur´u görmüş ama dönüp bakıncaya dek Munzur gözden yitivermiş. Şaşkınlık içinde kalan ağa bunu düş sanmış. Ne varki helva kabı yanıbaşında duruyormuş. Kabı açıp bakmış sevdiği helvanın dumanı tütmekteymiş. Munzura içinden derin saygı beslemiş. Gördüklerini dönüşte herkese anlatacağına dair içinden söz vermiş…
Ağa bunları düşünürken, Munzur helvayı ağasına ulştırdıktan sonra dönüp ağasının kapısını çalmış bile. Ağanın hanımı karşısında Munzuru görünce: Ne var ne oldu Munzur? Hayırdır? Dediğinde, Munzur, Hayırlı oldu hatun ana helvayı ağama ulaştırdım. Dua ediyordu bırakıp döndüm, demiş. Hatun ana inanmamış. Söylenenleri Munzur´un saflığına sayarak İyi etmişsin Munzur ellerine sağlık demiş. Bu olayı yakınlarına da anlatmış. Ağa daha hacdan dönmeden bu öykü etrafta duyulup yayılmış.
Vakit geçmiş, zaman erişmiş. Ağanın hac vazifesini tamamlayıp köyüne doğru yola çıktığının haberi gelir.
Komşuları herkes elinde bir hediye ile hacıyı karşılamaya giderler.
Munzur da, götürecek başka hediyesi olmadığından, bir çanağın içerisine koyunlarından bir miktar süt sağar ve bununla ağasını karşılamaya gider. Ağayı karşılayanlar, ellerine sarılmak için adeta yarışıyormuşlar.
Ağa bu sırada en arkadaki Munzur'u görünce el öpenlere Munzur u göstererek yanındakilere,
-Asıl hacı Munzur'dur. Öpülecek el varsa Munzur'un elidir.Munzur ermiş biri, Önun elini öpün, önce ben öpeceğim der. Munzur bu konuşmaları duyduğunda:
- Aman ağam etme eyleme Allah aşkına bırak elini öpeyim. Böyle bir şey olmaz. Ben yıllarca senin ekmeğinle, aşınla büyüdüm. Sen nasıl benim elimi öpersin. Ben ne sana, ne de başkalarına elimi öptürmem. der
Bakın bu sahanı görüyorsunuz, bu sahanla bana helva getiren Munzur dur, ermiş kişidir demiş. Ağanın hanımı bu konuyu daha önce köy içinde yaydığından durumu hemen kavramışlar. Gerçeği ağadan öğrenince de kalabalık Munzur'a yönelir. Munzur gizinin açıklanmasını istemediğinden dönerek elindeki süt tasıyla dağa doğru kaçmaya başlamış.
Munzur önde, ağa ve yanındakiler arkasında bir kovalamaca başlamış.
Şimdiki Munzur ırmağının ilk yerine geldikleri zaman Munzur'un elindeki süt dolu çanak dökülmüş ve sütün döküldüğü yerde, süt gibi beyazı bir su fışkırmış.
Bundan sonra Munzur kırk adım daha atmış. Attığı her adımda bir kaynak fışkırmış. Ve fışkıran bu sulardan bir ırmak meydana gelmiş. Munzur'un arkasından koşanlar bu ırmağın kenarına gelip karşıya geçmeye Munzura yetişmeye çalışmışlar ama öte yakaya geçememişler. Munzur Allahım sırrımı ifşa etme, ellerini gökyüzüne kaldırarak beni yanına al demiş. Sonunda dağın eteğinde bir kayanın önüne gelmiş. Elindeki değnekle tası yere atıp Irmak kenarında bekleyenlerin gözleri önünde kaybolup gitmiş. Ardında sadece çoban değneği ve boş süt tası kalmış…
.jpg)

CARPITILAN MUNZUR EFSANESI
Munzur İbrahim Peygamberin çobanıdır, şimdiki Munzur Gözeleri’nin bulunduğu yerde koyun sürüsü otlatmaktadır. İki tane kurt çıktı Munzur’un yanına geldi, Munzur ile konuşmaya başladılar, dediler ki:
-Bize bir koyun ver.
Munzur:
-Bu sürü bana emanettir, sahibinin rızalığı olmadan veremem.
Dedi.
Kurt dedi ki:
-Git sahibinden izin al gel.
Munzur:
-Ben gidip gelene kadar siz sürüye saldırırsınız.
Kurtlar üç büyük günah üzerine yemin ettiler, dediler ki:
-1-Evde kalmış genç kızın günahı için
2-Sacın üzerinde lokma vermeyen kadının günahı için
3-Eski süpürge ile yeni süpürgeyi biri birine karıştırıp kullananın günahı için
sana söz veriyoruz ki biz sürüye karışmayacağız.
Munzur; bu yeminlerdin sonra İbrahim Peygamberden izin almak için oradan ayrıldı. Yolda giderken endişe ile durakladı, kendi kendine söylendi “Nasıl olurda ben kurtlara güvendim, sürüyü onlara teslim ettim, ey vah onlar şimdi sürüye saldırırlar” dedi ve yürümeye devam etti. İbrahim Peygamber Munzur’u görünce şaşkınlıkla sordu:
-Munzur, sürüyü nerede bıraktın?
Munzur cevap verdi:
-İki tane kurt geldi, benden bir koyun istediler, bende “koyunlar benim değil, bana emanetdir, sahibinin rızalığı olmadan veremem” dedim. Onlarda “o halde git sahibinin rızalığını alda gel” dediler, onun için geldim.
İbrahim peygamber Munzur’a sordu:
-Peki sen onların sözüne güveniyor musun, insan kurda koyun teslim eder mi?
Munzur kurtların üstüne yemin ettiği üç büyük günahı İbrahim Peygambere anlatınca, İbrahim çobanı Munzur’a dedi ki:
-O halde git kendilerine söyle, hangi koyunu beğeniyorlarsa kendileri bir tanesini seçip götürüp yesinler.
Munzur tekrar geri dönüp sürünün yanına vardı ki ne görsün, sürünün yarısı gölgede ağıla girmiş, yarısı yere çömelmiş geviş getiriyor. Kurtlardan biri bir tarafta biri beri tarafta sürünün etrafında nöbet tutuyor. Kurtlar Munzur’u görünce sordular:
-Sürünün sahibi razılık gösterdi mi?
Munzur kurtlara cevaben dedi ki:
-Sahibi diyor ki ”kendileri sürünün içinden bir koyun beğenip alsınlar” dedi.
Kurtlar sürünün içinde gezerek bir koyunu seçtiler. Bu koyunda Munzur’un sahip olduğu bir tek koyun idi. Munzur’un koyunu yedi yıldan beri kısır idi, ilk defa bu yıl iki canlıydı. Kurtlar koyunu alıp sürüden biraz uzaklaşınca, kuyutu bir yerde koyunu kuzlattılar. İki tane erkek kuzu doğurtup aldılar, koyunu saldılar koyun meleyerek sürüye geri döndü. Munzur koyunun yanına vardı, karnını kontrol etti ki koyun kuzlatılmış. Tamda o zaman İbrahim peygamber sürüye doğru geliyordu. Ama gözlerine inanamadı, koyunların yarısı beyaz renge yarısı da siyah renge bürünmüştü, bu bir mucizeydi. İbrahim Peygamber Munzur’a hayranlıkla bakarak sordu:
-Oğul bu keramet sana nereden geldi?
Munzur kendisine doğru gelen İbrahim Peygambere yakalanmamak için koşmaya başladı. Munzur’un ayak topuklarının bastığı her noktadan süt gibi bembeyaz su fışkırmaya başlayarak ikisinin arasını her adımda kesti, Munzur kendisinin kırkıncı adımında kayanın tam ortasında fışkıran gözede sır oldu.
Rivayet Olunur ki kurtların götürdüğü koçlardan biri İbrahim Peygamberin oğlu İsmail yerine kurban olarak yere inen koçtu. İkinci koç hala sağdır. Ne zaman ki dünyada insanoğlunun başına en büyük felaket geldi, işte o zaman kurban olacak.
Kaynak:Rehber, Koç
Anlatan:Rehber Koç’un kızı Zerif Ana.
Derleyen:Cemal TAŞ
gerçekten bu olayı
gerçekten bu olayı okuyupetkilenmemek elde deil allah munzur babanın mekanını cennet günahlarını af eylesin ben bir dersimliolarak gurur duymaktayım saygılar
Askerliğimi Tunceli 4.komando
Askerliğimi Tunceli 4.komando tugayında yaptım. Munzur hikayesini hep merak etmişimdir. Siteniz aracılığı ile öğrenmiş oldum. Gerçekten çok etkileyici bir olay. Allah herkese Munzur kalbi niyeti nasip eylesin.
Yeni yorum gönder